Ana sayfa
Twitter
Basında Biz
Nöbetçi Eczaneler
Yukarı çık
E-Belediye
Kent Haritası
Yöresel
Kültür Yaşam

HASAN ERTAN OLMASA NE OLUR?

Hastalar,
Kardeşlerim,
İyileşeceksiniz.
Ağrılar, sızılar dinecek
Yumuşak, ılık
Bir yaz akşamı gibi inecek
Ağır, yeşil dalların
Ardından rahatlık…
Nazım Hikmet- 1954



Hasan Ertan cumartesi günü odamın kapısından başını uzatıp, işlediği suçun farkında olan yaramaz bir çocuk mahcupluğu içinde, “Başkanım, yarın üretici pazarı kurulacak mı?” diye sorduğunda, cevap boğazımda düğümlendi, “ Hayır Hasan Abi, kurulmayacak !” demek öyle zor geldi ki, bilemezsiniz.
Yıllardır üretici sayısının, alanının ve ürün çeşitliliğinin artması için gayret gösterdiğimiz “Yerel Üretici Pazarı” nın tezgahlarını Koronavirüs tedbirleri kapsamında bu pazar açmıyoruz.
Hasan abi İlçemizin giderek sayıları azalan bahçıvanlarından, sebze yetiştirenlerinden biri. 65 yaş üzerinde olduğu için sokağa çıkması yasak! Suçluluğu ordan geliyor. Ekmek fırını ve Belediye evine yakın olduğu için ekmeğini aldıktan sonra bana uğramış.
Kendisi ve bir elin on parmağını geçmeyen orta yaşlı üreticilerimiz üretmeye devam etsinler diye gözlerinin içine bakıyoruz.
Çarşamba günleri kurulan geleneksel pazarımızda ve Pazar günleri kurulan üretici pazarımızda kendisini göremeyince üzüldüm. Yetiştirdiklerini eşi Kübra Hanım satmaya çalışıyor.
Ama ne yapsak nafile, salgını yavaşlatmak için alınan tedbirlerden dolayı Hasan abi şimdilik yok ama bir süre sonra zaten olmayacak, iyice yaşlanacak ve ailesinden onun işini yapacak kimse yok! Toprağı işlemek karın doyurmadığı için çocukları Yenipazar dışında ve geçimlerini başka ücretli işlerde çalışarak sağlıyorlar.
Yani, özeti, yarın Sarellerin Hasan abi, Bobpob Süleyman’ın hanımı Meliha yenge, Gümüşlerin Sedat’ın eşi Ekizlerin Leyla, Burhan ve Hasan Ünübol kardeşler olmadığında biz aç mı kalacağız?
Böyle giderse bir süre sonra çapa yapmasını, aşı yapmasını bilen kalmayacak!
Bu salgından sonra pek çok şey eskisi gibi olmayacak, paradigmalar değişecek, sadece ülkemizde değil, bütün dünyada değişecek!
Hasanların, Melihaların, Leylaların üretimdeki, sosyal hayattaki yokluklarının sonuçlarını bir işaret olarak algılamalıyız. Üretimin, gıda güvenliğinin ne kadar önemli olduğunu düşünmek ve gelecek politikalarımızı buna göre ayarlamak zorundayız. Felaketlerle durmadan imtihan edildiğimiz bir dünyada yaşıyoruz çünkü, herkes bu salgından payına düşeni alsın!
***
Coronavirüs salgını tüm dünyayı etkiledi, ülke yönetimlerini ya da sağlık kurullarını suçlamak hata olur ama başlangıçta virüsün yayılma gücünün tahmin edilememesi ve tedbirlerde geç kalınması ölümlere sebep oluyor.
Virüsün ilk ortaya çıktığı 1,5 milyar nüfuslu Çin, bazı ülkeler ve örgütler tarafından başlangıçta çok sert eleştirildi ama yurttaşlarını korumak konusunda diğer ülkelere göre daha başarılı oldu.
“Ölen ölür, kalan sağlar” bizimdir diyen İngiltere gibi ülkeler “ doğal seleksiyon” diyerek yaşlılarını ölüme bile bıraktı. Ama yolcularının arasında virüs taşıyanlar var gerekçesiyle kimsenin limanlarına kabul etmediği İngiliz gemisini Küba tedavi etmek için kabul etti.
Çin, kendi derdini biraz giderdikten, yayılmayı kontrol altına aldıktan sonra hemen İtalya’nın yardımına koştu.
Özeti, “Önce kar” diyen özelleştirmeci, serbest piyasacı anlayışlar, yönetimler tökezledi.
“Önce insan” diyen kamucu anlayışlarla, halkçı sağlık sistemleriyle halkın sağlığının korunabileceği bir kere daha tecrübe edildi.
Güçlü devletler, güçlü yönetimler bu tip felaketlerde daha başarılı oluyor. “Allah devlete millete zeval vermesin” cümlesi çok önemli. Devlete güveneceğiz, böyle zamanlarda destek olacağız. Devletimizin ordusu, polisi bizi koruyacak. Devletimiz hasta olursak bizi tedavi edecek, aç kalırsak devletimiz bizi doyuracak. Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetin kamucu sağlık politikaları bizi, milletimizi ayakta tutacak, bunu tekrar keşfettik.
***
Benim ve benim gibilerin alınan önlemler ve uygulamalar konusunda ukalalık yapacak hali yok! Bizler dinliyoruz, okuyoruz, söylenenleri yapmaya çalışıyoruz. Böyle bir felakete görev başında yakalandığım için, risk gurubunda olduğum halde “Evde Kal” kuralına uyamıyorum, bir yerel yönetici olarak, şehremini olarak sahada sorumluluğumu yerine getiriyorum. Eşimizi, dostumuzu, hemşehrilerimizi, milletimizi, insanlığı düşünmek ve bu konuda çaba sarfetmek bizim için mutluluk kaynağı olabilir ancak zahmet değil!
Toplumsal hayatı mümkün olduğu kadar aza indirmek için tedbirler alıyor, uygulamaları denetliyoruz. Aslında “Evde Kal” kampanyası ile mümkün mertebe salgının yavaşlamasını sağlamaya çalışıyoruz. Vaka sayısı, sağlık sisteminin bakabileceği maksimum vaka sayısında tutulabilirse süreç başarılı götürülmüş olacak, bildiğim bu!
Ama hayatımızı izole etme konusunda sıkıntılarımız var. Özellikle erkekler, gününün önemli bir kısmını kahvede geçirenler için, hele bir de 65 yaş üzerindeyse sıkıntı büyük!
Yenipazar’da aileler çok kalabalık değil, 2018 yılı verilerine göre ortalama hane halkı nüfusu açısından Aydın’ın en düşük oranına sahip.(2.54) Yani evde kalanların birbirine bulaştırma riski/olasılığı düşük görünüyor. Ama batılı bireyci, yabancılaşmış milletlere göre aile üyelerinin birbirine bağlılığı konusundaki olumlu davranışlarımızı bu dönemde kontrol altında tutmak zorunda olduğumuzu da unutmayalım. Her gün anne ve babasıyla görüştüğünü söyleyenlerin oranı % 40, dünyada birinciyiz. Bu yüzden izolasyona önem vermemiz şart! Ben alt katta oturan çok sevdiğim kayınvalidemle aynı sofrayı paylaşmıyorum bir süredir, mümkün olduğu kadar az görüşüyoruz. Onu korumam lazım çünkü! Birine karşı duyduğumuz ilgiyi, sevgiyi bugünlerde en çok aranızda mesafe bırakarak gösterebilirsiniz…
***
Bu arada bir düşüncemi paylaşmalıyım. Evet, Devlet Suudi Arabistan’daki vaka sayısının çok düşük olmasından kaynaklanan bir hata yaptı, ilk parti umrecileri karantinaya almadı ama umreden dönen vatandaşlarımıza çok yüklenildi. Sanki koronavirüsün sebebi hacca gitmek gibi umrecileri “günah keçisi” yapmak hatasına düşüldü. Dua eden diyanet mensuplarına, imamlara bile sosyal medyada ağır eleştiriler yapıldı. Ancak bu konuyu özellikle paylaştım, görevi dua etmek olan imamlar, Diyanet mensupları, bu mücadele kapsamında, 65 yaşın üzerinde olan vatandaşlarımızın ihtiyaçlarının karşılanmasında ve toplumun bilgilendirilmesinde büyük görevler aldılar.
Şüphesiz en başta sağlıkçıları alkışlıyoruz, ama onlar kadar polisleri, jandarmaları, belediyecileri, kamu çalışanlarını ve gene mahallesinin her meselesine koşan ve fakat bu dönemde bütçesi olmadan, yardımcı personeli olmadan, kendinden vazgeçerek canla başla çalışan muhtarları kutluyorum.
***
“Evde Kal” telkinleri sebebiyle dışarı çıkamayan/çıkmamaya çalışan hemşehrilerime de bazı önerilerim olacak.
Sosyal medya hesaplarınızı biraz unutun, uzmanların önerdikleri gibi bazı Whatsapp guruplarınızı geçici olarak kapatın.
Ayaklarınızı uzatın ve bol bol TV izleyin. Nefis filmler ve belgeseller var.
Gazete, dergi ve kitap okumak için müthiş fırsat!
Cep telefonunuzdaki ve bilgisayarınızdaki gereksiz çekilmiş, hafıza kartınızı boş yere dolduran fotoğrafları temizleyin.
Çekirdek aile üyeleri ile keyifli çay/kahve sohbetleri yapın.
Uzaktaki arkadaşlarınızla Skype ya da Whatsapp üzerinden sanal sohbetler yapın.
Uzunca bir süredir unuttuğunuz dostlarınıza kendi el yazınızla mektuplar yazın.
Evde erkek müdahalesi gerektiren onarım, düzenleme işleri varsa onları yapmak için de fırsat!
Ev işlerinde evin hanımına da yardımcı olmanız önerilir…
***
Yazı uzadı biliyorum ama böyle uzun yazıları okumak için de vaktiniz var, evdesiniz diye rahat yazdım.
Bu arada yazının başındaki Nazım’ın şiirindeki gibi, insanlık bu virüsle baş edecek, bundan eminim, siz de emin olun, umudunuzu kaybetmeyin.
Vatan savunması için cephelerde hayatını kaybeden ,şehit olan askerimize, polisimize, virüs nedeniyle hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allahtan rahmet, yakınlarına sabır, hastanelerde yatan hastalara şifa diliyorum.
Evde kalın, sağlıkla kalın!